ADEM’İN TEPESİ (ADAM’S PEAK) SRI LANKA

Sri Lanka’nIn izin verilen ve çıkılan 2243 metre yüksekliğinde ki Adam’in tepesine  çıkmayı daha ilk günden kafaya koymuştum. Asya seyahatimin Sri Lanka ayağında ülkeye gelmeden önce ülkeyi araştırırken en çok gözüme çarpan yerlerden bir tanesi bu dağdı. Colombo,Kandy, Anadhapura ve Polonnaruwa şehirlerini gezdikten sonra hiç dinlenmeden Adam’in tepesine doğru yola koyuldum. Sabah erkenden kalkıp öğleden sonra  Anadhapura şehrini gezdikten sonra kaldığım yere geriye dönüp sırt çantamı hazırladım. Aslında dağ ile ilgili en küçük bir araştırma yapmamıştım. Yalnızca Kandy şehrinde tanıştığım İsviçre’li bir arkadaştan nasıl gidilir, tam olarak nerede gibi temel konular hakkında bilgi edinip not almıştım.Küçük bir araştırma sonucu baya bir çaba sarf etsemde o gece oraya ulaşmayı kafama koymuştum. Neden böyle sıkıştırdın derseniz planımın çok gerisinde kalmıştım ve daha ziyaret etmem gereken süper kıyı şehirleri vardı.

  • Adem'in TEPESİ Sri Lanka
  • Adem'in TEPESİ Sri Lanka
  • Adem'in TEPESİ Sri Lanka
  • Adem'in TEPESİ Sri Lanka
  • Adem'in TEPESİ Sri Lanka
  • Adem'in Tepesinden Sri Lanka Dağları Manzarası

 

Adem’in Tepesi’ne gitmek için bulunduğum Anadhapura şehrinden önce haritada yer alan Kandy şehrine oradan da başka bir otobüs ile Hotton isimli küçük şehre doğru yol aldım. Henüz daha bitmemişti. Hotton şehrinden küçük bir otobüs yolculuğu daha yapmam gerekiyordu.Anadhapurna şehrinden akşam üzeri saat 17.00’da otobüse binerek ayrıldım ve sabahtan beri bütün şehri 40 derece sıcaklıkta yürüyerek gezdiğim için çok yorgundum. Yolculuk boyunca otobüste tanıştığım yerel insanlara Hotton’a ulaşmak için sorular sordum ve herkesten son otobüsün saat 20.15’de olduğunu öğrendim. Kandy şehrine ulaştığımda ise saat 19.50’ydi. Hemen otobüsten inip Hotton otobüsünü aramaya koyuldum.

Tüm bunlar ile bu kadar uğraşma çabalarım ise o gece 12 den önce oraya ulaşıp 6 kmlik dağa çıkan yolu yürümeye başlamaktı çünkü herkes Adem’in tepesine çıkıp, orada gün doğuşunu izlemezsen bir anlamı kalmayacağını söylemişti. O an çok fazla yorgun olduğum için ara ara aklıma erteleme düşünceleri geldi. Fakat hayır bu saatten sonra imkanı yoktu çünkü Sri Lanka’da geçireceğim 4 günüm kalmıştı ve ben daha güney sahillerine inememiştim. Neyse konuya dönüyorum. Otobüsten indikten sonra arayıp Hotton peronunu buldum. Peron en sondaydı ve yaklaşık 350 metre uzaklıktaydı. Hızlı ve koşar adımlarla oraya doğru yol aldım.Otobüslerin kalktığı yere ulaştıktan sonra saate baktım 20.00 ve hemen Hotton otobüslerini sordum. Son otobüsün 5 dakika önce kalktığını söylediler. Her şey çok fazla zincirleme birbirine bağlı olduğu için o an beynimden aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Sabahtan beri yürümenin verdiği yorgunluk ve baş dönmesi ise cabasıydı. O arada hızlıca tuktuk (Asya’da kullanılan 3 tekerlikli motosiklet) atlayıp son otobüse yolda yetişirim diye düşündüm ama orada ki insanlar beni anlayana kadar hey yavrum heeey…Peki yarına ertelesem? Hayır! İmkanı yok çünkü zaten 4 günüm var ve daha güneyde gezmek istediğim şehirler vardı.


Burada dipnot geçmek istiyorum eğer Sri Lanka yı tam anlamıyla yaşamak istiyorsanız minimum 3 hafta gerekli. Ülke %70 orman kaplı yolları dar 60 kmlik mesafeyi 3 saatte gidebileceğinizi aklınızdan çıkarmayınız.


Dağın tepesinde ki karanlık

Ne yaparım ederim diye düşünürken 3-4 tane öğrenci geldi ve  İngilizce biliyorlardı. Durumu anlatıp ne yapabilirim diye sordum. Bana  ‘21.30 da tren var yetişirsin 00.00’da  orada olur yürümeye başlarsın sabah da gün doğuşunu yakalarsın’ dediler. Hemen tren istasyonuna gittim ama tren 22.20 de kalıyordu bir kez daha yıkıldım. Aradaki boşlukta marketten meyve ve su alıp bir de küçük dürüm yaptırdım telefonu şarj ettim malum dağa çıkacağız o zamanlar taşınabilir şarj aletimde yok☺. Tren saati gelince ise  3. yıkılış gerçekleşti. Meğersem o tren 20 dakika gidiyormuş sonra aktarma yapıyormuşuz. Şu an bu yazdıklarımı aktarma trenini beklerken yazıyorum saat 22.58 telefonun şarjı %74, içeride ki gıcık adam şarj etmeme izin de vermedi. Her neyse burda ki  3- 5 araştırmadan sonra Hutton’a  01.00’da ulaşacağımı daha sonra da Adem’in Tepesi başlangıç yolu için 45 dakikalık bir otobüs yolculuğu olduğunu öğrendim. Yani en iyi ihtimal ile 01.45’de Adem’in Tepesi’ne doğru tırmanış maceram başlayacaktı. Güneşin doğuşu 5.30 dan hesaplayarak normalde 5 saatte yürünen yol 3 saate bitere bilir miydim? İşte soru buydu ? Biter bence de şöyle dinç enerjin yerinde uykunu almışsan biter.

Bu benim kaderim galiba daha önceki 11 km lik Norveç Trolltunga tırmanışında da benzer bir olay yaşamış son 48 saatte 6 saatlik uyku ile 9 saat 30 dakika yürümüştüm. Şu an inanılmaz yorgun hissediyorum ve bu olaylar iyice moralimi bozdu. Oraya gidip,  sırt çantasını emanet edebileceğim  birini bulucam da bilmem ne bilmem ne… ama deneyeceğim yarı yolda bitip tükenip uyuya kalsam bile deneyeceğim ne dersiniz yapabilir miyim sizce??

Peradeni tren istasyonu 12.03.2016…


”Âdem Tepesi, Sri Lanka’da bir dağdır.Kolombo’nun 72 km kadar doğusunda yükselen (2243 m), koni biçiminde bir dağolan Âdem Tepesi, Budistler, Hindular, Hiristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal sayılır. Tepesindeki 1,5 m uzunluğunda, ayak izine benzeyen çöküntünün Buddha’nın, Şiva’nın ya da Âdem’in ayak izi olduğuna inanılır.” Vikipedi


Tahmin ettiğim gibi saat 01.30 gibi başlangıç noktasına yarı uykulu bir halde ulaştıktan sonra gece açık olan esnaflardan bir tanesi ile anlaşıp 100 rupi karşılığı büyük sırt çantamı oraya teslim ettim. Üzerime asrın hatasını yaparak sadece kapşonlu ve 2 t-shirt alıp yürüyeme koyuldum. Bulunduğum yorgunluk aşırı heyecan ile ilk 1.5 saat neredeyse koşar adımlar ile yürüdüm. 4 büyük dinin ibadet yeri olan Adem’in Dağı’nda o gün özel dibi bir gün olduğu için ortalık tam anlamıyla kalabalıktan yıkılıyordu. Yolun kalabalığın bana resmen cumartesi akşamı 20.00 suları bağdat caddesini hatırlattı. Burada biraz yolda bahsetmek istiyorum. Yol başlangıçta geniş uzun düz ara ara merdiven olan betondan ibaret. Yukarıya doğru yürüdükçe merdiven genişliği daralıyor ve kalabalık yer yer azalıp artıyor. Ancak şöyle bir şey var ki burada dağın en tepesine kadar beton merdivenden yürüyorsunuz. Bu sebepten dolayı dinlenerek yaşlı genç herkesin çıkabileceği bir yer ve ücretsiz. Yolda adım başı meşhur Sri Lanka çayı, kahve yemek satan yerler var. Bunarın hepsinin videosunu çekmiştim ama silindi. Ağırlıklı olarak yerli azınlık olarak yabancı insanlar ile karşılaştım.Ailecek çoluk çocuk yürüyenler bile gördüm. Dönüyorum asrın hatasına çok hızlı çıktığım için belirli bir süre sonra t-shirt’üm sırılsıklam oldu. Hemen değiştirip diğerini giydim. Bir kaç saat sonra oda sırılsıklam olduktan sonra onuda hasta olmamak adına çıkarıp küçük sırt çantamın arkasına astım. Artık bir tek mavi kapşonlum ve ben kalmıştık ve yularıya yaklaştıkça sabahın verdiği soğunda etkisiyle her yerim soğuktan titriyordu. Yukarıya ulaşmaya 1 km kala yol artık iyice daralmış, kalabalık artmış ve tek kişilik kuyruk haline gelmişti. Çok şanslıydım yılda bir gün olan bu kalabalığı özel yeteneğim ile o günü denk getirerek yakalamıştım. Vücudumda his kaybı git gide arttı ve kalabalığın yanında ki yürülemeyecek olan yerden saygısızca insanları geçerek yürümeye başladım. Kimse tepki vermeden beni izliyordu. Aynı durum Türkiye’de olsa hop kardeşim nereye deyip 2. adamı geçmeden döverler vallahi. Bu düşünceler ve duygular ile yol almaya çalışırken, olanlar oldu ve dengemi kaybedip düştüm. Yorgunluktan konuşacak halim bile yoktu ve Asya insanı yardımseverliği bir kez daha devreye girdi. İnsanlara çok yorgun olduğumu sabahtan beri yürüdüğümü ve enerjim kalmadığını üşüdüğümü söyledim. Bir tane kadın bana polar tarzı bir kıyafet verdi. Başka bir kadın da su ikram etti. Yerde doğruldum ama henüz ayağa kalkabilmiş değilim. O sırada tuhaf görünümlü yaşı bir teyze yanıma yaklaşıp eğildi çantasından değişik yuvarlak mandalina ebatlarında bir şey çıkardı. Eliyle işaret ederek yememi istedi.Ne olduğunu sorduğumda ise; sürekli el işareti ile yememi istedi. Sağ eli ile yanağımı tutup kendi dilinde bir şeyler söyledi. Daha sonra ellerini biraz da başımın üzerine koyup öyle durup yine bir şeyler mırıldandı. Verdiği şeyi yemeye karar verdim. Tadı ne tatlı ne tuzlu bir şeydi. İçinde tek seçebildiğim tat hindistan ceviziydi. Bunu yedikten 5 dakika sonra tuhaf bir şekilde içim ısındı. Ademin’in tepesine insanların çoğunluğunun yol vermesinden kısa bir süre sonra ulaştım. Yukarıda kocaman bir çan vardı sürekli onu çalıp, ağı tarzı bir şey söylerken diğer taraftan da çaput bağlıyorlardı. Tabiki benim daha çok ilgimi çeken şey ise güneşin doğuşu ve dağın uçsuz bucaksız mükemmel manzarasıydı.

Yorgunluktan ve kalabalıktan fazla ayakta duramağım için uyuyacak bir köşe aradım ama bu durum imkansızdı. Yukarı da ki daracık alan iğne atsan yere düşmeyecek şekildeydi. Bir ara değişik bir bina bulup içine girdim ama orada da askerler hemen gelip beni çıkardılar. Artık manzara ve oraya ulaşmanın hazzından daha çok bedenim bana değişik hazlar veriyordu ve vücudumu ayakta tutamayıp acı çekmeye başlamıştım. Hemen dönüş yoluna koyuldum ama henüz yarım kilometre yürüdükten sonra uykusuz ve dinlenmeden tamamladığım 26. saatime girdikten sonra artık yürüyecek halim kalmamıştı olduğum yere çöktüm ve belirbi bir süre kımıldayamadım. Bir yandan kendime aşırı sinirlenip  kendimi bu kadar zorladığım için kendime kızarken, diğer yandan da dökülen gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Vücudum çıldırmış bir şekilde gözlerim sürekli uzanıp uyuyabileceğim bir yer arıyordu ama yoktu. Tam ümitlerim kesilmişken dağın eteğinde Polis İstasyonu yazısını gördüm. Hemen güç bela adımlar ile oraya doğru yürüyüp direk içeriye girdim. İçeride ne yazık ki kimse doğru düzgün İngilizce bilmiyordu. Daha sonra arkadalarından sonradan şefleri olduğunu öğrendiğim bir adam çıktı geldi adama dolu gözlerle ellerini tutup ‘lütfen bana yardım et çok zor durumdayım’ dedim. Bana ne oldu diye sorunca kısaca durumu özetledim ve tek ihtiyacım olan şeyin uyuyacak bir yer olduğunu söyledim. Adam yanında ki adamlara Sri Lanka dilinde bir şeyler söyledikten sonra, beni polis karakolunun arka tarafına götürüp yarı açık yarı kapalı bir alanda ucundan bütün dağın manzarasını gören bir yatak verdiler. Galiba hayatımda uyuduğum en ilginç yerler listesine burası da girmiştir. Çantamdan son bir hamle şişme yastığımı çıkarıp şişirip suyumu içtikten sonra bammm! diye düşüp bayılmışım.

Bana yardım eden Polis Merkezinin şefi

5-6 saat sonra güzel yemek kokuları ve sesler içinde uyandım. Polisler vardiyadan gelmişler. Hepsi yarı atlet üniformalarını yıkayıp askıya asmış bir biçimde yemek hazırlıyorlardı. Hemen kalkıp şefin yanına gidip sarılıp tekrar teşekkür ettim. Bana kocaman bir tabakta pilav üzerinde karışık şeyler olan klasik her yerde yediğim Sri Lanka yemeğinden getirdiler. Yemeği saniyeler içinde silip süpürdükten sonra biraz etrafı gezip polislerle sohbet edip hatıra resmi çektirdim. Arından tek tek hepsine sarılıp teşekkür edip sırt çantamı hazırlayıp dönüş yoluna koyuldum. Hayatımda yaşadığım en ilginç zorlu deneyimlerden bir tanesiydi. Bacaklarımda kesik olduğu için kaplumbağa gibi yavaş yavaş aşağıya ulaştıktan sonra, çantamı emanet ettiğim esnafa gidip büyük sırt çantamı alıp Hikkaduwa şehrine doğru yola koyuldum…

13 Mart 2016/ ADEM’İN TEPESİ

 

EvrenselAdam