EVRENSELLEŞENLER
İzmir, Çeşme’de bayram öncesi güzel bir tatil kaçamağından sonra esas gideceğimiz yer olan # GezginFest, Fethiye, Aksazlar Koyu’na doğru yola çıktık. Öyle yola yola çıktık deyince aklınıza otobüs, veya özel araç gelmesin…
Otelin kapısından dışarı çıktığımızda nasıl gideceğimiz belirsizdi. Biz de “plansızlık en güzeli” deyip, hem yeni insanlar tanımak hem de değişik deneyimler yaşamak için “olur mu, olmaz mı?” diye düşünmeden başladık başparmakları kaldırmaya! Henüz beş dakika dolmadan (yol boyunca beklediğimiz maksimum süreydi bu) Türk insanı, yine o güzel yönünü gösterdi; yardımseverlik (!). Önümüzde bir Mercedes duruyordu. Bizi araca alan adam, tesadüfe bakın ki bizim kaldığımız otele yeni giriş yapmış. Biraz otelle ilgili muhabbet ettikten sonra, bizi Alaçatı’da, İzmir’e giden otobüslerin olduğu yere bıraktı. Dediğine göre, o da zamanında otostop çekmiş; Bodrum’dan Fethiye’ye (ilk ve son yolculuğunu gerçekleştirmiş?=)). İzmir’e kalkan en yakın minibüsün, bir saat, on dakika olduğunu öğrendikten sonra bu kadar beklemeye değmez deyip başparmağımızı kaldırmaya devam ettik.  Akabinin de Ayhan Bey önümüzde durdu:
-Arkadaşlar nereye?
-Fethiye’ye.
-İzmir’e kadar bırakırım, atlayın!
Yolun öğrettikleri işte bu noktada yine devreye girmişti: Ayhan bey, ortalama 200 km hızla araba kullanıyor. Kendisi çok nazik ve kibar bir insan. Öyleki bize kahve bile ısmarladı. 16 yaşında evlenmiş, 17 yaşında ilk çocuğuna, 34 yaşında ise ilk torununa sahip olmuş. Görücü usulü ile evlenmiş, karısıyla arası pek iyi olmasa da vefa borcundan dolayı asla terk etmeyeceğini söylüyor. Hayali emeklilikten sonra karısını alıp, “yol nereye, biz oraya” mantığı ile sürekli bir yerlere gitmek. Yıllar önce İzmir-Çeşme yolu üzerinde tam askeriyenin önünden geçerken, arabayla takla atıp, askeriyenin içine uçmuş. Şansı varmış ki askerler ilk müdahaleyi yapmışlar, hatta tüm ekiplere haber de vermişler. 19 gün boyunca komada kalmış. Bütün umutların kesildiği bu noktada, 20. günde aramıza tekrar dönmüş. Hayatı boyunca hep çalışmış, 17 yaşında evden kovduğundan beri de ailesi için çalışmaya devam etmiş.

Yiğit: Hiç kendi kişisel ihtiyaçların için harcadığın bir günün ya da zamanın oldu mu?
Ayhan Abi: Maaselef henüz öyle bir günüm olmadı.
Bize döndü ve “elinizden geldiği kadar gezin, yeni yerler görün, çalışmayı her zaman yapabilirsiniz, para da bir şekilde gelir” dedi.
Ayhan abi, İzmir-Aydın yol ayrımında bizi bıraktıktan yalnızca 3 dakika sonra, her gün işi gereği 9-10 kere İzmir-Torbalı arası gidip gelen Levent abi Kango tipli aracının kapısını bize açtı. Levent abi yolda otostop çekenlerin yaklaşık yüzde 80’nini alırmış, ne şanslıyız ki bizde o yüzde seksinin içindeydik. Levent abi Torbalının içine gireceği için kısa bir yolculuk yaptık kendisiyle; bizi Torbalı yol ayrımında bıraktı. Yine çantaları yere koyup başparmağımızı kaldırdık.
Levent Abiyle ayrılmadan önce son bir selfie çektik.
 
Yiğit: Kamyon durursa binmeyelim çok yavaş gidiyorlar.
Hilal: Aşkım bineliiiim! Ben hiç kamyona binmedim, merak ediyorum.
Yiğit gülerek “tamam” dedi, “binelim”. Yine ortalama 3 dakika bekledikten sonra Antalya’lı Kamyoncu, Ramazan abi tarafından alındık. Hilal ilk kez kamyona çıktığı için yükseklik onu biraz zorladı. Kamyonun içini görünce baya sevdi. Hemen arkadaki yatak kısmına geçip bağdaş kurdu. Ben de ön tarafa, şöfor yanına oturdum ve sohbete başladık. Ramazan abi evden ayrılalı 8 gün olmuş, “bu meslek zor meslek, ama sürekli yollarda olmak da keyifli” kafasında bir adamdı. O da otostopçuları alıyormuş, bu kamyonlar da olmasa ne yapacağız?

Ramazan Abi bizi Aydın-Muğla yol ayrımında indirdikten 2 dakika sonra saçları Tarık Akan’nın gençliğine benzeyen başka bir kamyoncu abi bizi aldı. Adamı görünce kahkaha atmaya engel olamadık. Ama o kadar beyefendi ve kibardı ki başka bir yerde tanısaydınız, “avukat veya doktor olabilir mi acaba ya?” derdiniz. İsmail abinin kamyonu Hilal’in çok hoşuna ve garibine gitti çünkü içi peluştu, hem de mavi peluş! Ayrıca binerken halıya bastırtmamıştı çünkü halı kadife gibiydi ve o da maviydi, belli ki İsmail abi kamyonu konusunda çok titizdi.
Yiğit: Abi kamyon da güzelmiş.
İsmail Abi: Güzel olmaz mı yaa, o benim canım, evim o benim! Her gün içini temizliyorum.
Biz: Yaşa sen İsmail abi!
Yiğit: Abi senin takometre nerede, Hilal merak etti ona göstereceğim.
İsmail Abi: Kapattık onu, açık değil şimdi.
Yiğit: Abi kamyoncular arasında bunu kullanan yok galiba. (gülüştük)
İsmail abimizin en büyük özelliği ise nescafe hayranı olmasıydı. Tam bir üçü bir arada aşığıymış, günde onun üzerinde içiyormuş. Her cümlesinin başında Hilal’e “ablam, ablam” diye seslenmesi ise ayrıca tatlıydı. İsmail Abiyle yaptığımız hoş ve güzel sohbetin ardından, o güzel saçlara veda etmek zorunda kalmıştık (Not: Yiğit’in içi gitmişti o saçlara). Burada yine Türklüğün getirdiği yardımseverlik sahneye giriş yaptı: İsmail Abi, yoldan geçen, kendi memleketinin plakasındaki bütün araçlara el kol yapıyor, bize Fethiye’ye giden bir araç bulmak için, canla başla savaşıyordu. Saçları rüzgarda uçuşuyordu, adeta bir film karesi gibiydi.

En sonunda zorla, yine adı Ramazan olan başka bir kamyoncu abimizi durdurdu. Ramazan abi Köyceğize gidiyormuş, yani evine. Tesadüf o ki Hilal’in de Muğla-Ortaca’da yazlığı vardı. Biraz buradan muhabbet oldu. Yol boyunca daha başka bir çok şeyi koşunuşsak da en önemli kısım bizce, yemek yerken Ramazan Abinin bize “siz benim aldığım ilk otostopçusunuz” dediği kısımdı. Herhalde bu yüzdendi ki Ramazan abi bize yemek ısmarladı, su aldı ve hatta birlikte tahsilat yaptık. Yiğit’le birbirlerini Facebook üzerinden eklediler.
SMLXL

 
Sonra Ramazan Abi bizi Muğla-Fethiye yol ayrımında bıraktı. Burada 5 dakika bekledikten sonra, bir çift bizi arabaya aldı.
Kerim: Çift olmasanız almazdım.
Yiğit: Teşekkür ederiz abi. Yenge nereli, yabancıya benziyor aksanı?
Yenge: Ben Hollandalıyım.
Bu noktada Yiğit daha önce Hollanda’da yaşadığı için, bir kaç kelime Hollandaca kelam edip, muhabbeti ingilizce olarak sonlandırdı. Kerim abi bizi Dalaman yol ayrımında bıraktı. Yol boyunca, Yiğit gördüğü sırt çantalılara “hey, hoy!” diye bağrıyor, selam veriyordu. Malum, hepimiz, #gezginfest’e gidiyorduk. O bağırdı çocukların hepsi yolun sonunda bizi bekliyormuş meğersem; bir şekilde herkes Dalaman yol ayrımında kalmıştı. Biz rızkları bozulmasın diye geride duruyorduk ki Osman abi kamyonuyla gelip 4ümüzü de araca aldı. Arkadaşlardan birisiyle aynı üniversitedn mezun olmuştuk. O gastronomi, biz turizm… O yüzden yol boyun aldığımız eğitimlerden bahsettik ve üniversitelere bir takım serzenişlerde bulunduk. Osman abiyle de muhabbet ettik tabii ki… Ayrıca yol boyunca en sade kamyon Osman abininkiydi, belki de kendinin olmadığı içindir.
Osman abi: Bakın çocuklar, Türkiye’nin tek para verilip geçilen tüneli burasıdır. (Göcek Tünel’i)
Yiğit: Öyle mi abi, kaç para alıyor
Osman abi: 2 km yol gidiyorum, 10 TL veriyorum!
Osman abi, bizi Fethiye kavşağında bıraktı. Oradan da arkadaşın evine aşıklar tepesine geldik.
Evet! Çeşme’den başlayıp, 9 saat süren; 1 Mondeo, 1 kango, 4 kamyon, 1 Mercedes, 1 Fiesta, ve 1 dolmuş kullanarak yaptığımız otostopumuz Fethiye’de son bulmuştur.
 Herkese hayırlı otostoplar dileriz=))))).