Arabanın yanına hemen 2 küçük çocuk koştu ve ardından 1-2 yaşlı kişi gitti. Hint usulü selamlaştılar. Ortalama 70-80 metre uzaklıktan konuşmalarını izliyorduk ve çok az duyabiliyorduk. Shamath, ona bir şeyler anlatırken tek anladığım “Türki” kelimesiydi, biraz şaşırmış bir surat ifadesi vardı. Tahminlerimiz Shamath’ın durumu ona anlattığıydı. Shamath’ı dinledikten sonra gözlerini hafifçe açarak bize baktı ve bize doğru yürümeye başladı. Düşünsenize; bir tanesi 40’lık diğeri 70’lik sırt çantalı bir bayan, bir erkek, iki tane tip, proje için görüşmeye gelmişler… Haliyle adama ilginç gözüktük! O yürüyerek bize daha fazla yaklaşırken, aynı ritimde benim de kalp atışlarım hızlanıyordu.

Benim gözümde Gandi, Atatürk, Tesla, Einstein, Barış Manço gibi topluma ve insanların kalbinin en derinliklerine, yaptıkları ve düşündükleri ile çok fazla dokunan, bir gün tanışacağımı bile hayal etmediğim kişi, tam olarak karşımda, bize doğru yürüyordu.  O kısa zaman diliminde ki hızlı düşüncelerim, 3 Idiots ve P.K filmlerinde ki anlamlı sahneler ile taçlanmıştı. Sonunda o kısa ama uzun olan yolculuk bitmiş ve yanımıza gelmişti. Yanında tatlı eşi Kiran da vardı. Aamir Khan elini uzattı ve nazik bir ses tonuyla tebessüm ederek;
-Hi, Where are you from? (Buradan itibaren çevirip yazıyorum)
-Türkiye. Şehir olarak İstanbul’da yaşıyorum ama memleketim en güney şehri Antalya.
 Adın?
-Yiğitttt.
-Eiidd ğğğ iii dddd (Yine başlıyoruz, yabancı insanlar ile yıllardır alışık olduğum bir durum!)
-Ya bak canım biz de özel bir G var Ğ diye okunuyor. (Ama olmadı tabi ki)
 
Maalesef sevgili Aamir adımı telaffuz edemedi ama bu durum komik olmaktan kurtulamadı.
Daha sonra yanım da ki arkadaşımı tanıttım. Onlarda merhabalaştılar. Ardından eşi ile merhabalaştık. Burada itiraf etmeliyim ki eşi Kiran çok daha fazla sıcak kanlı bir insandı;
           
-Türkiye’yi çok seviyorum. Ayrıca Türk insanlarını da… Yakın zamanda İstanbul’u ziyaret ettim ve 12 gün kaldım. İnşallah bir daha ki zamana Aamir ile beraber gideceğiz.
-Bunları duyduğum için kendim ve ülkem adına teşekkür ederim. Neden bu 12 gün boyunca beni aramadınız! İstanbul’da rehberlik yapıyorum sizi gezdirirdim.
-Söz bir daha ki sefere seni arayacağım.
Bize Tüm Mumbai'yi gezdiren adam
Bu şakamın ardından bir süre gülüştük ve kendiliğinden sıcak bir ortam oluşmuş oldu. Eşine; “siz gelip ne kadar güzel bir yer olduğunu görmüşsünüz neden eşinizi getirmediniz?” diye sordum ve burada Aamir abim devreye girdi ve “bu kesinlikle planlarım arasında ama işlerim yüzünden bir türlü vakit bulamıyorum” diye yanıtladı. Daha sonra Mumbai’ye ne zaman geldiklerini sordum ve bana filmlerin de ki o klasik “Oo” bakışını yaparak; “belki komik olacak ama bu sabah 5’te” dedi. Ardından eşi yeniden devreye girdi:
-Hindistan ile ilgili ilk izlenimleriniz nelerdir?
-Pek bir şey anlayamadık. İnanılmaz yoğun bir koku, tersten trafik, kalabalık, korna sesleri, v.b. Zaten hava limanından sizi kaçırmamak için direk buraya geldik.
Buradan sonra karşılıklı teşekkür ettik. Elimiz ayağımız birbirine dolaşmışken Shamath geldi ve “sizin resminizi çekeyim” dedi. Her ne kadar yanımdaki arkadaş iş görüşmesi için geldiğimizi, bunun etik olmayacağını söylese de bu fırsat kaçırılmamalıydı. Şaşkınlık ile karışık birer kare resim aldık. Ardından arkasındaki küçük kalabalık ile yukarıya çıktı. O sırada Shamath yanımıza yaklaşıp bize; “yolda buraya geldiğini bildiğim için ofisteki adama sizi hemen buraya getirmesini söyledim. Böylelikle karşılaşmış ve görmüş oldunuz” dedi ve ardından gülümsedi.
Shamath’a tekrar ikimiz adına teşekkür ettim ve durum için rahatsız olduğumuzu dile getirdim. Tam arkamızı dönüp gidecektik ki; “bir saniye bu arada sizin projeniz ne?” diye tekrar seslendi Shamath ve ardından “kahve mi çay mı?” diye sordu. Ben de “eğer sizi rahatsız etmeyeceksek neden olmasın?” dedim. Ve Shamath’ı takip ederek binanın 1. katına çıktık.
Burada kafanızda daha iyi canlandırma yapabilmeniz için binayı biraz betimlemek isterim: İçeriye önce geniş bir sürgülü kapıdan giriyorsunuz. Beyaz renk ağırlık bir mimarisi var. Bu yüzden midir bilemem, eski görünen bu bina, bana biraz yazlık yerlerdeki siteleri anımsatmıştı. Beyaz duvarların üzerinde yer yer sarmaşık ve değişik türde bitkiler vardı. Bina avlusunda da küçük küçük film ekipmanlarını andıran objeler vardı. Genişçe bir giriş kapısından sonra, 5 ya da 6 katlı binaya ulaşıyordunuz. Binanın her katında merdiven boşluğundan aşağıya bakabilme imkanınız vardı. Ayrıca anladığım kadarıyla açık kapı politikası güdüyorlardı: nitekim binanın her daire kapısı, iş için ve yahut gelen misafirler, ya da projeler için açıktı. Tahminim, tüm bina Aamir Khan’a aitti. Ev gibi, ofisin kapısından girer girmez solda mutfak, sol çaprazda salon ve ortada kocaman, güzel ahşap bir masa vardı. Diğer odaları göremesem de ev 2 ya da 3 odalı gibi görünüyordu. Hemen oracıkta, daha sonraki 70 gün boyunca sıkça karşılaşacağım Hint misafirperverliği ile ilk tanışmamı gerçekleştirdim. Bize; genç, simsiyah saçlı, bembeyaz dişli, orta boylu, yalın ayak dolaşan, sarı gömleği ve kahverengi pantolonu olan, genç bir çocuk, Hindistan çayı ve bisküvisi getirdi. Önce oturup biraz soluklandık. Fazla kımıldamadan sağı-solu gözlemlerken, bir yandan da projeyi nasıl anlatabiliriz diyerek tartışıyorduk. Aamir Khan yanındaki bir kadınla (tahminim mimar) İngilizce konuşuyordu, bende konuşmalara kulak misafiri oluyordum, “bu ortada ki duvarı yıkacağız arkadaki ile birleştireceğiz” falan diyordu. Orada yaklaşık bir 20 dakika kadar kaldık. Çay ve bisküvileri bitirip müsaade istedik, Aamir Khan ile aynı odada olmamıza rağmen konuşamadık. Yalnızca giderken kafa salladı. Bir ara da çocuğu ile sohbet etme fırsatı yakaladık. Shamath bizi kapıya kadar geçirdi ve “yarın sakin kafa ile gelin projenizi anlatın” dedi. “Nereye gelelim?” cevabının sorusunu “saat 14.00’da bugün geldiğiniz ofise” olarak aldık. Ardından “nerede kalıyorsunuz, size taksi ayarlayayım?” gibi sorulara geçti. (AMAN! Shamath’cım ne kalması, ne taksisi cepte para kalmamış). Ben “henüz bir yerde kalmıyoruz ama çıkınca ayarlayacağız” deyip, her ne kadar durumu geçiştirmeye çalışmış olsam da, İstekliliğinden ve yardımsever oluşundan dolayı ne yazık ki bu durumdan kurtulamadık; Önce taksi çağırdı, sonra da ben sizi yönlendiririm diyerek 5 yıldızlı bir otele rezervasyon yaptı ve taksiciyi bir güzel tembihledi. Biz ise endişeli bir şekilde “inşallah taksimetre çok yazmaz” diyorduk. Otelin önüne geldiğimizde taksiciye ücreti ödeyip teşekkür ettim ama amcam bizi bırakmadı (ya bıraksana be adam, para yok paraaa!!). Otelin önünde girene kadar bekledi. Otel sektöründe çalıştığım ve prosedürleri bildiğim için bozuntuya vermeden resepsiyona gittim. Önce rahat bir tavırla oda fiyatlarını sordum. Sonra resepsiyondaki insanlar ile sohbet ettim. Tam ödeme sırasında nakit çekmem gerektiğini söyledim ve en yakın ATM’ yi sordum. Bana “çantalarınızı buraya bırakabilirsiniz” dediler. Bende “yanlış anlamayın, yeni bir ülkede ilk günümüz ve burası otel bile olsa insanlara güvenemem. Siz odayı hazırlayın, biz 15 dakikaya geliyoruz” deyip, sırt çantalarını yüklendim. Arkadaşım ile otelden ayrılıp binanın köşesinden köşeyi döndüğümüz gibi topuk….
WELCOME TO MUMBAI
Havası gibi kendileri de çok sıcak olan Mumbai'li Hintliler
İçimizde kelebekler uçuşa, hoplaya zıplaya kaldırımlarda koşuyorduk. O an durdum ve kendime geldim. Yahu biz şaka maka kalkmış Hindistan’a Mubai’ye gelmişiz dedim ve sokağa, etrafa dikkat kesilmeye başladım. Mutluluk ile alabildiğine yürüyor ve sürekli birbirimize “bak şurada şöyle olmuştu, burada böyle olmuştu, ben zaten hissediyordum” diyorduk. İlk kez seyyar satıcılar, köşe başındaki yalın ayak çocuklar, sürekli para isteyen dilenciler, ayaküstü Marlboro ağabey edasıyla sigara satanlar ilgimi çekmeye başlamıştı. Kendimi tam bir kültür karmaşasının ortasında bulmuştum ama şimdilik bunları çok fazla düşünecek zamanım yoktu. Çünkü henüz konaklayacağımız bir yer bulamamıştık. Konaklayacak yer bulmak için ilk ihtiyacımız olan şey internetti. Kalabalık dükkanlar arasında internet ararken, tanıdık bir sima olan Starbucks’ı gördük. Çok sevindik ve hemen oraya doğru koştuk. Önce bir kahve alıp, hemen ardından da  İnternete bağlandık. Sevdiklerimiz ile iletişime geçip, durumumuzu anlatıp hemen ardından yer aramaya koyulduk. İnternet üzerinden en turistik yer olan, Hostellerin de fazla olduğu Coloba bölgesine gitmeye karar verdik. Bu yolculuk Hindistan yerel treni ile ilk tanışmamız olacaktı.
Mumbai, Bandra- Coloba arası banliyö treni

Bölgeye vardığımızda, aylak aylak etrafa ve kalabalığa bakıp yürürken rast gele yolda tanıştığımız Almanların Hosteline gidip, yerleşip hemen projeyi anlatmak ve toparlamak için İnternet Cafe aramaya başladık. Hindistan’da olur, işiniz düşer de İnternet Cafe’ye gideceksiniz biraz skalayı düşürmeye hazır olun. Şahsen ben Windows 2000 ile karşılaşınca öyle olmuştum. İnanılmaz eski püskü 1995 den kalma ekranların olduğu İnternet cafede bütün işlerimizi bitirip proje detaylarını usbye yükleyip geri dönüp dinlenmeye koyulduk.
Aamir’e Gidiyoruz. (2. Evine Giderken Yolda Çektiğim Video)

Ertesi sabah erkenden kalkıp Coloba- Bandra otobüsüne binip, ortalama 1.5 saat sonra Mumbai, Bandra bölgesine ulaştık ve tam istenilen saatte ilk gün hava-limanından geldiğimiz Aamir Khan Prodüksiyona ait olan binaya geldik. Zile basıp, güvenliği geçip yukarıya çıktıktan sonra, orada çalışan bir kaç adamın bizi davet etmesiyle ofisin içerisine girdik. Ofiste oturan 2 kişi vardı onlara kendimizi tanıttım ve bize ‘lütfen oturun bekleyin’ dediler. Yine şaşkın bir şekilde ne olduğunu çok fazla anlamadan denileni yaptık. Adamlardan bir tanesi gelip bize; ‘Selamun Aleyküm, benim adım Aarif ve Mr Khan için çalışıyorum. Biz onunla küçüklükten beri mahalleden arkadaşız.’ dedi ve kısaca kendini tanıttı.Bende ona aynı kısalıkta bizim hikayemizi anlattım. Hikayemizi dinledikten sonra hikayeyi ilginç buldu ve whatsapp numaramı aldı. ‘Eğer buralarda olur ve müsait olursanız size çevreyi gösteririm’ diyerek gülümsedi. Yanında duran diğer genç çocukta numaramı aldı. Daha sonra onunda yapımda çalıştığını öğrendik. Sonra ‘sizi götürecek olan adam gelmiş’ diyerek bize kapıya kadar eşlik ettiler. bu binaya ilk geldiğimizde bize kapıyı açan adam bizi alıp önce asansör ile aşağıya daha sonra beyaz bir Toyota marka araba ile başka bir yere doğru götürdü. Bu sefer gittiğimiz yer dünden farklıydı. Deniz kenarında, tek blok halinde ve uzuncaydı. Yine daha sonra edindiğim bilgi doğrultusunda bu ev Aamir Khan’ın 6 ay önce aldığı Mumbai’de bulunan ikinci eviydi. Uzunca olan binanın tamamı ona aitti. Dış kapının girişinde yaklaşık 2 metre boyu olan ve aynı zamanda yakın koruması olan Hintli abimiz üzerimizi bir güzel aradıktan sonra gülümseyerek bize teşekkür etti ve bizi içeriye davet etti. O an fark ettiğim durum; ilk geldiğimiz günden (dün) bugüne kadar ki zaman diliminde , yeni evi olsun eski evi olsun tüm çalışanları sanki ondan özel eğitim almış gibi aşırı nazik,doğal,mütevazı ve kibardı. Evin dış bahçe kapısından girer girmez sağda bulunan ve üzeri brandalar ile örtülmüş olan arabalar vardı. Yalnız bir tane klasik eski model tek kapı arabanın ve S Class Merdeces’in üzeri branda ile örtülü değildi. Koruma bizi sola doğru yönlendirip, asansöre bindirdi. Bina da her katta ayrı bir ev vardı. Hepsinin anahtarı üzerineydi ama içi dolu mu boş mu anlayamadım.Son kata geldiğimizde asansörden indik ve bizi bir bekleme odasına aldılar. Orada biraz etrafı inceleyip beklemeye koyulduk.