2-3 saat sonra uyanıyorum. Odanın kapısını girişin de yine 3-5 farklı tanımadığım yüz hemen yanıma gelip, ellerini uzatıp kendilerini tanıtıyor bir yandan da kafa sallıyorlar. Zaten, nerede olursa olsun yeni bir insan ile tanışmak onları sebebini anlamadığım bir şekilde inanılmaz mutlu ediyor. Biraz kendime geldikten sonra, bana ne olur akşam kal kuzenimin düğünü var ona katılırsın geleneksel olacak çok eğleneceğiz içeceğiz diyor. Ben de; ona teşekkür edip, maalesef gitmem gerektiğini söz verdiğim birinin olduğunu söylüyorum. Hatta aralarında ertesi gün Rishikesh’e gidecek olan bir arkadaşlarının olduğunu ve arabayla rahat bir şekilde gidebileceğimi söyleseler de ben Esra’ya verdiğim sözü tutma tarafında olduğum için, özür dileyerek kabul edemiyorum.

Akşam üzeri tekrar çantamı toparlıyorum. Bir tanesinin arkasında 10 tl lik kaskım ile  birlikte ben olmak üzere, 4-5 motor beni bırakmak için köy yolundan ana yola doğru yola koyuluyoruz. Yolda yine bir akrabanın evinde mola veriyoruz, içeri de ki amcaları her yer de gördüğüm ve tipini bile beğenmediğim yerel Hint viskisi içip kafayı çekiyorlar. 5-10 dakika onlara merhaba deyip, ana yola ulaşıyoruz ve bedenimi yine o çılgın hava, koku, trafik ve korna sesleri kucaklıyor. İnanılmaz ötesi bir yoğunluk ve trafik var. Ben olduğum yerden fazla kımıldamıyorum. Bizimkiler (artık bizimkiler oldu) sürekli geçen otobüslere el atıp durdurmaya çalışıyorlar ama otobüslerin içinden insan topluluğu dışarıya fışkırıyor. Ne yapalım, ne edelim derken sonunda bir tane küçük 100 lük Isuzu marka ambulansı durduruyorlar. Elime de bir poşet tutuşturuyorlar. Ben ne oldu ne alaka hoop şşşt ambulans mı derken, kendimi bir anda ambulansın arkasında boylu boyuna uzanmış buluyorum. Ayrılık vaktinde henüz 5-6 saat vakit geçirdiğim insanlar için gözlerimden dökülen sebebini anlamadığım 3-5 damla gözyaşlarını da yanıma alıyorum. Sistemi hala çözebilmiş değilim. Ben ambulansın arkasında, uzanırken yanında ki minik minderde de oturan 3 kişi ile İngilizce bilmeleri üzerine muhabbete başlıyorum. Siz kimsiniz? Siz neden bu ambulans tasınız?  ben neden ambulans tayım? Nereye gidiyoruz? Biz neredeyiz? Gibi soruların cevaplarını içlerinden bir tanesinin açıklaması ile huzura kavuşuyorum

              -Hindistan 1,1 Milyar nüfuslu bir ülke olduğu için, ulaşım her daim büyük bir problem. Biz hala İstanbul’da ki trafiği, trafik zannediyormuşuz bunu fark ettim. Bu sebepten dolayı, özellikle akşam iş çıkışlarında o yöne giden insanlar yolda belirli başlı noktalarda aynı yöne giden diğer insanlar tarafından belirli bir ücret karşılığı alınıp yol üzerinde bırakılıyorlar.


              -Bizimkiler de ambulans ile anlaşıp, benim için bir miktar para ödeyip beni yolladılar. Elime tutuşturdukları poşeti açıyorum. İçinden cips, meyve suyu ve çikolata çıkıyor. Adamlar bildiğin yolluk yapmışlar. O güzel duygularla, telefondan favori Hint şarkımı açıyor, geriye şöyle güzel bir yaslanıp biraz cips atıştırıp biraz da meyve suyu içerek bağırıyorum! Açılınnn Rishikesh’e gidiyoruz.

 
            Yaklaşık 1 saat içerisinde diğer yolcular iniyor ve yalnızca ben kalıyorum. Yolda ki trafiği, atlatılan standartlaşmış kaza tehlikesinin sayısını gerçekten bilmiyorum tek düşündüğüm kaderinde herhangi bir şey var ise nerede olursan ol kaçamazsın onun için sen uzanmaya ve müziğini dinleme devam et. Saat gece 11 e doğru yol kenarında duruyoruz. Ne oldu sorusunun cevabını ‘’eat’’ olarak alıyorum. Müthiş derece de pis bir yol ağzı restoranın da duruyoruz. İçeri de en çok ilgimi çeken şey ise her masanın ortasında duran büyük sürahi. İnsanlar yemeklerini bitirdikten sonra su ihtiyaçlarını ağızlarını kocaman arak bu sürahiden yukarından aşağıya değdirmeden suyu bırakarak içiyorlar. Önce bir elimi yüzümü yıkayayım diye, üst kata tuvalete çıkıyorum ama 4-5 adım kalan geri dönüyorum çünkü o kadar pis kokuyor ki içeriye giremiyorum. Ağabeylerim sağ olsun bana da bir şeyler alıyorlar pis ve ya temiz çok da fazla aldırmadan yiyorum. Sabah’ın erken saatlerinde başkent Delhi’den çıktığım yolculuğum 9-10 motosiklet, birkaç araba ve bir ambulans ile devam ediyor. Gün boyunca harcadığım rupi miktarı ise 0’dır. Çıkışta bizim ambulansın arkasına başka bir araba park etmiş bu sebepten ötürü küçük bir hengâme yaşıyoruz. Kısa sürede sahibin bulup arabayı çekmesinden sonra devam ediyoruz. Rishikesh’e 25 km kalan gece saat 1 sularında ambulans şoförleri beni uyandırıyor ve geldik diyor. Oysaki onlar artık evine gelmişler beni Google Map üzerinden takip ettiğim harita da ki ana yolda bırakıyorlar. Şarjım çok fazla yok, power bank te yok! İnternet’i açıp az olan şarjda bitirmek istemiyorum ama bir yandan da beni merak eden bir Esra var. Her neyse deyip yine başlıyorum otostopa. Hafif de yağmur çiseliyor oh deme keyfimize. Anekdot; O anki durum yolda başınıza gelebilecek kötü maddelerden bir tanesidir ama burada en önemli olan şey kesinlikle ve kesinlikle keşke kelimesinin kullanılmaması moral bozulmaması sürekli pozitif düşünülmesidir.  Aradan yarım saat geçti henüz bir kişi bile durmuş değil. Yağmur da iyice hızlandı baya ıslanıyorum ama yağmurluğumu giydim etrafta sadece yol kavşak ve bir kulübe var. Ben hala şarkı söylemeye çılgınlar gibi kafa sallamaya ve geçen arabalara bağırıp el kol yapmaya devam ediyorum. Kim takar ki en büyük hayallerimden birini gerçekleştiriyorum. Seyahat ediyorum. Akşam farklı yerlerde uyuyup sabah farklı yerler de uyanıp farklı yemekler yiyip binlerce farklı yüzler görüyorum. O anda bile kafamdan yalnızca bunları geçiriyorum derken kulübenin içerisinde birinin olduğunu fark ediyorum. Bu kişi bir bekçi ya da polis ona durumu anlatıyorum ve iyi kalpli Hint insanı yine devreye giriyor. Yoldan geçen kamyonlara el feneri ile işaret edip bir tanesini durduruyor. Adam durduktan sonra yanına gidip pencereden durumu anlatıyor ve ben kamyona biniyorum ama hissedebiliyorum kamyoncu durumdan pekte memnun değil. Yaklaşık bir 10 km yol aldıktan sonra birkaç kelime bir şeyler söylemeye çalışıyor ama ortak dilimiz İngilizce olmadığı için anlaşamıyoruz. Ben ona birkaç kelime bir şeyler söyleyip durumumu anlatmaya çalışıyorum ama beni anlamıyor bir yandan da kamyonda ki prizden telefonu şarj etmeye çalışıyor, çok karışık ve dağ bölgesi olan Rishikesh’de haritadan nerenin doğru yer ve yol olduğunu anlamaya çalışıyorum çünkü elimde ki tek haritam olan Google Map’ in de kafası karışmış durumda. Yaklaşık 7-8 km kala kamyoncu sürekli Rupi rupi demeye başlıyor. Bende durumu anlayıp ona; No Rupi No Rupi diyorum ardından kamyonu bir anda sola çekiyor.(Bak yanlış anlaşılma olmasın onlarda sağa çekme yok sola çekme var trafik bize göre tersten aktığı için.) Ben de İbrahim Erkal’ın sen aldırma klip in de ki gibi artist bir edayla sırt çantam ile kamyondan atlayıp adama söylene söylene kapıyı kapatıyorum. Saat 02.30 beni bıraktığı yerde ne bir araba ne de bir insan var. Yalnızca her taraftan bir sürü köpek sesi geliyor. Hayda oğlum Yiğit buyurun bakalım cenaze namazına J. Yağmur da şiddetini iyice artırarak mükemmel pastanın üzerine süs olarak koyulan çikolata tadıyla ortamı iyice neşelendiriyor. Hemen yerden 2-3 tane orta boy taş alıyorum çünkü köpek sesleri git gide yaklaşıyor. Bir yandan arkaya biri ya da araba geliyor mu diye bakarken bir yandan da ‘help help’ diye bağırıyorum. Bu şekilde yaklaşık 500 metre yürüdükten sonra, ileri de sağda yine bir tane diğerinin aynısı kulübe buluyor ve içeriye dalıyorum. Yaşasın! Bu bir polis kulübesi. Hemen içeriye gidip polise durumu anlatıyorum eve bir kez daha Hint insanı
Gece uykusundan kalkıp direk soğuk bir ortama girmek ne kadar zor bilirsiniz. Gece uykusundan kalkıp zorunlu olmadığı halde, o yağmurun altında ben gideceğim adresin çok yakınına kadar bırakan gönlü zengini polis memuruna sesleniyorum; her şey için tekrar teşekkür ederim. Sende unutamayacak olduklarımın arasında listede yerini aldın. Beni bıraktığı yer de başka bir polis karakolu vardı. Onlar bana bir yol gösterdiler ve artık burada ki patika yoldan dönerek aşağıya kadar inip adını o an ilk kez duyduğum ünlü Laxmanjula köprüsü geçeceksin dediler. Bu arada üzerim sırılsıklam, ayakkabılarımın içi vıcık vıcık saat 03.10, kaskım ise hala kafamda. O patika yollardan yürürken yine türlü türlü köpek saldırılarına maruz kalıyorum. Aynı şekilde bende onlara saldırıyorum derken kulağıma değişik bir ses geldi. Normal takip ettiğim patika yolun köşesinde direk ışığı olan ayrılan küçük bir yoldan hafif yukarıya tırmandım, ışıkların altında ki güzel manzara bana merhaba ben ünlü, kitaplara konu olan dillere destan  GANJ nehri hoş geldin. Gecenin karanlığında, ışığın aydınlattığı Ganj’a 1-2 dakika durup cevap verdim. Hoş bulduk ve ardından yoluma devam ettim. Telefonun şarjı %7 ve artık Esra’nın bana gönderdiği konuma çok yakınım. Karışık duygular, ağır ve haşırtılı sesler arasında Laxmanjula’nın üzerinden Ganj nehrinin diğer tarafına geçerken, sislerin de verdiği etki ile kendimi bir filmin ya da romanın ana karakteriymiş ve en tehlikeli görevime gidiyormuşum gibi hissettim. Köprüyü bitirir bitirmez yol sağa ya da sola ikiye ayrılıyor. Sağdan devam ettim heryer sessiz ve karanlık. Karanlığın içinde yalnızca Ganj’ı dinliyorsunuz. Artık İnternet i açma vakti geldi. ‘Nerdesin?,Geldin mi? Off? Umarım bir şey olmamıştır? Ses ver? Gibi yazılar ardı arkasına sıralanmaya başlamıştı. Esra haliyle epey endişe içerisindeydi. Tam artık tüm engelleri aştım, karışık ve dar sokaklarda Esra’nın kaldığı Guest House’u bulmaya çalışırken. Ara sokaktan geçen siyah bir cisim ile karşılaştım ve dikkatli baktığımda onun domuz olduğunu fark ettim. Küçüklüğümden beri köy de falan domuzun tehlikeli ve insana saldıran bir hayvan olduğu anlatılmıştı. Hay aksi bunun burada tam geçeceğim yolumun üzerinde ne işi vardı. İlk kez karşılaşacağım için ne yapacağımı pek bilemedim ve başka yöne gitmesini bekledim. Ara sokaklarda sağa sola dönüp, Esra diye bağırırken, Yiğittt diye bir ses ile yüreğime su serpildi. Esra, hala çılgın olduğumu bu saatte oraya kadar nasıl geldiğimi soruyordu bende ona ‘’Ambulans’ ile cevabını verip, üzerimi başımı değiştirip sıcak bir kahve ile gecenin geç saatinde hikayemi anlatmaya koyuldum. Daha sonraları beraber yoga derslerine katılıp, motor kiralayıp Rishikesh dağlarını didik didik ettiğimiz maceramız da başka bir hikayeye kalsın.
Hayatıma Rishikesh gibi mükemmel bir yeri kattığı ve daha sonra çılgıncasına gezen Tayland, Vietnam gibi ülkelere gidip Asya kültüründe kendini kaybeden Esra; Sana 2. Kez çok teşekkür ederim. En kısa zamanda görüşmek üzere…
Rishikesh, Hindistan
                                                                                                                                                                                                              ‘’EvrenselAdam’’