EVRENSELLEŞENLER!
Yine güzel değeri olan bir otostop macerasından bahsedeceğim. İlk olarak, Mumbai’den başladığım ve aka bininde Goa’ya indiğim Hindistan gezisinde, ağırlıklı olarak iki yol izledim. Bunlar Otostop ve kaçak trendir. Gezimin 2. Haftasında, kendimi başkent Yeni Delhi’de bulmuştum. CouchSurfing’den bulup evinde misafir olduğum Tushar ile güzel vakitler geçirmiştik. Tushar evinde 3-4 arkadaşı ile kalıyor ve ev gayet, net pisti ama olsun çok eğlenceli çocuklardı. Akşamüstüleri,marketten en çok sevdiğim ketçaplı cipsi alıyordum. Tushar ve arkadaşları akşamları müsait olduğu için genel olarak akşamları araba ile çıkıyor ve değişik sokaklarda müthiş yerel lezzetler tadıyorduk. Ahh!  O müthiş yemekler, Müslüman mahallesinde ki unutamadığım kebaplar, Tushar ve arkadaşları ile güzel anılarım oldu. Kendisi o zamanlar bir CV hazırlıyordu bende ona yardımcı oluyordum. Şimdilerde nasıl yaptı bilmiyorum ama staja Türkiye’ye Bursa şehrimize geldi. Dünya küçük nereden nereye. Bende ona internet üzerinden konaklama ve şehir bilgisi konuları hakkında yardımcı oldum ve tanıdık arkadaşlarıma yönlendirdim. Hep belirtirler, klişedir ama ben yine de değinmeden geçemeyeceğim. Gezip yeni yerler görmek ve yeni insanlar tanımak hep insana bir şeyler kazandırır ve öğretir. Tushar’dan bana kalan en büyük miras ise; o ve arkadaşlarının istediği üzerine oturtup izlettikleri ‘OHH MY GOD’ adlı Hint filmiydi. Bu film gerçekten de hayatımın derinliklerinde farklı bir yerlere temas etmişti. O günden sonra düşünce tarzıma da bir nebze olsun etkisi olmuştu. Açıkçası bu ülke de 70 gün boyunca beni başlı başına zaten çok kere değiştirmişti. Tushar’ın evinde kaç gün kaldığımı hatırlamıyorum ama o zaman diliminde, InterrailTürkiye isimli popüler gençlik Facebook seyahat sayfasından Esra Özdamar (ms_tide) isimli arkadaştan bir mesaj aldım. Mesajın ana hatları; ‘’ Yiğit, ne güzel şeyler yapıyorsun yaptıkların çok eğlenceli şeyler ben Rishikesh diye bir şehirdeyim burası Hindistan’da yoganın başkenti, eğer vaktin var ise buraya da uğrar mısın? Bu aralar canım çok sıkılıyor. Birkaç arkadaşım da geleceğim dedi kimse gelmedi ve daha 2-3 hafta yoga dersi yüzünden buradayım. Benim cevabım kısa ve netti’’ Geliyorum’’. Esra, tabi ki de bana inanmadı ve ciddi misin? Gibi sorular sordu. Ona, çok az paramın olmadığını ve otostop ile geleceğimi söyledim. Kalacak yeriminde olmadığını belirttim. Neden gitmeyeyim ki, rüzgâr nereye eserse oraya mantığı ve yeni bir şehir ve yeni bir arkadaş üstelikte Yoga’nın başkentinde(gerçi o zamanlar Yoga ile pek aram yoktu). Buradan Esra’ya müthiş misafirperverliği için, her sabah elinde poşetle bir şeyler alıp getirip, her akşam beni yemeğe götürüp bir hafta boyunca elimi olmayan cebime bir kere bile götürmeme izin vermediğive aşırı derece de mahcup duruma soktuğu için tekrar canı gönülden teşekkür ediyorum.

Sabah, bir anda uyandım ve Tushar’a  ben gidiyorum dostum, hadi sarılalım dedim. O da bana ‘’ ne oldu birden bire nereye gidiyorsun’’ dedi. Ben’de Rishikesh dedim. Hemen internet üzerinden uzaklığına baktım.270 km bir günde gidilir dedim. Daha önce yine motosikleti ile gezmek için Tushar’ın bana aldığı kaskı da elime alıp çantama yüklendim. İstikamet Rishikesh. Tekrar söylüyorum, daha önceleri de hep söylediğim gibi bu ülke de kafanda bir kaskın var ise ulaşım %85 ücretsiz çünkü genelde motosikletli ağabeyler seni alıyorlar. Evden çıktım, GoogleMap’i açtım ve yolu takip etmeye başladım. Nasıl yolculuk yaptığımı anlamanız açısından, örneğin; yol bana önce 3 km düz git ardından A18 e gir diyor. Herhangi bir motora otostop çekip, nereye gideceğimi sorduğu zamanda ona Rishikesh ama şu an yalnızca şu yola kadar gitmem gerekiyor diye telefondan gösteriyorum. Tam o noktada eğer o yola girmez ise inip yolun girişine yürüyorum ve yeniden otostopa başlıyorum. İşte bu yol ile 9. Motordan sonra ancak ve ancak 17 km yol gidebilmiştim ama hiç olmazsa şehir dışına çıkabilmiştim. Daha sonra taktik değiştirerek Rishikesh değil, o yola yine Rishikesh yolu üzerinde olan başka bir ismi bilinen şehri kartonun üzerine yazdım. İnsanlar, her zaman ki gibi tuhaf bakıyor, bazen yavaşlayıp bakıp kahkaha atıp kafa sallayıp devam ediyorlar. Bende aynı şekilde onlara kafa sallıyordum.Genel olarak ne yapmak istediğimi anlayamıyor, otostopun anlamını bilmiyorlardı. Bu arada İngilizcesi ‘’Hitcchikke’’ olan otostop kelimesini burada kullanırsanız hiçbir şey anlamazlar. Onun yerine ‘’Lifting’’ diyeceksiniz. Tam o esnada 1 tane motosiklet üzerinde 2 tane eleman ile durdu. Gel dedi ve burada da benim hikayem başladı.
-Ben Rishikeshh’e gidiyorum. Daha 250 km var. Deli misiniz?
-Gel gel biz de oraya gidiyoruz.
-3 kişi bununla bu kadar yolu nasıl gideceğiz.
-Gel sen gel araba var.
Oğlum, Yiğit bunlar deli lan atla gitsin dedim ve motora 3. Olarak en arkadan bindim. Yarım km sonra ana yoldan sola döndüler. Arkadan bağırdım nereye dedim. ‘’Car Car’’ dediler. Bunlar beni kaçırıyor galiba ama hadi bakalım hayırlısı bir şey olursa yerim ben bunları ya dedim kendi kendime. Daha sonra bir tane futbol sahasının üzerine geldik ve durduk. Bir sürü arkadaşları vardı. Farklı giyimim ve görünüşümden dolayı hemen yanıma geldiler. Hepsi farklı yanlardan çekiştiriyor, Selfie Selfie diye bağırıyorlardı. Ne olur ne olmaz diye boyundan asmalı cüzdanı, telefonu sağlama aldım.(daha sonra bu hareketi yaptığım için içten içe utandım). Motoru kullanan çocuk beni sanki onun 10 yıllık arkadaşıymışım gibi sahiplendi. İçlerinde nadir İngilizce konuşanlardan birisiydi ve yanıma her gelene ona fazla dokunma benim arkadaşım diyordu. Ben, hala bu tuhaf insanları, kıyafetlerini ve köyü anlamaya, algılamaya çalışmanın şaşkınlığı içerisindeydim. Kulağına eğildim ve artık gidelim mi dedim. Tamam dedi. Karnın aç mı? diye de sordu. I AM SOOO HUNGARYY SOO BADLY (Hayvanlar gibi açım). Beni hemen motora bindirdi ve köyün merkezi tarzında ki yere, küçük bir restorana götürdü. Adının ne yazık ki ne olduğunu hatırlamadığım çok değişik ve güzel bir yemek yedim tabi yine acıdan ağzım, her yerim yana yana. Yerken de köye bir yabancının geldiği, kulaktan kulağa yayılmış, restoranın dışından 15-20 kişi beni izliyor ve resmimi çekiyordu. Bir ara, acaba uzaylı mıyım diye düşünmeden edemedim. Üzerine bir de tatlı ısmarladılar oh deme keyfime.

     
Zaten, Hindistan’ın tatlılarından kocaman bir kitap çıkartılır. 15-20 civarı şehirde sürekli tapınak olsun, düğün olsun değişik tatlılar deneyimleme şansı elde etmiştim. Yemekten sonra, yine motora atladık bende ayrı bir hava köyün ağası edasıyla etrafa el sallıyorum. Başka bir yerde durduk ve yine Selfie ve resim çektirme faslı. Yine motora bindik ve devam ettik bu arada dakika başı duruyoruz ve herkese ‘’Meet my friend from Turkey’’ diye el sıkıştırıp tanıştırıyor.Adam, resmen beni sahiplendi ve yıllardır beklediği arkadaşını köyde ki bütün akrabaları ile tanıştırıyor. Akabinde bir eve gittik sonra evin salonuna oturdum. Meraklı gözler yine dışarıdan beni izliyorlardı. Birden elime sebebini anlamadığım bir şekilde bir bebek tutuşturdular. Al buna bak sev dediler. Neden böyle bir şey yaptıklarını anlamış değilim. Yine nedenini anlamadığım bir şekilde odada yalnızca ben kahve içiyordum ve diğerleri beni izliyordu. O arkadaş dönüp, çok fazla yorgun olduğumu ve uyuyacak bir yer olup olmadığını sordum. Oda yine motorun arkasına beni atıp evine götürdü. Evi; dışarıdan büyük bir bahçe kapısını açıyorsunuz ve içeri de sizi önce kocaman bir avlu kucaklıyor. Evde anladığım kadarıyla nüfus baya kalabalık. Bizim günümüzde ki çekirdek aile kıvamında değiller de hani şu eskilerin anlattığı ya da genelde doğu illerimizde çoluk çocuk beraber yaşadık, büyüdük olayı tadındaydı. Yine evde halam, annem, teyzem, kardeşlerim diye göstererek bir sürü insan ile tanıştım. Beni odasına götürdü ve yatağını verdi. Ardından, uyku tulumumu ve şişme yastığımı çıkarıp, güzel bir uyku çekmeye koyuldum. Bana sürekli başka bir ihtiyacın var mı diye soruyordu. Düşünsenize, yolda eve dönerken otostop çeken birisini alıyorsunuz önce tüm köyü dolaştırıyorsunuz, karnını doyurup, üzerine bir de tatlı ve kahve ikram ediyorsunuz. Yetmediği gibi henüz 3-4 saattir tanıdığınız birisini evinize davet edip dinlenmesi için yatağınızı veriyorsunuz. Bu ülke, bu insanlar bu yaşadıklarım tuhaf ve anlatılması gereken şeyler. Hep söyledim, söylemeye aynı şeyleri tekrarlamaya ve anlatmaya devam edeceğim, Karma kelimesini iliklerime kadar hissettiğim bazen anlatılması güç şeyler yaşadığım bu ülke de ki yolculuğum hayatımda ki en iyi yolculuklarımdan bir tanesiydi.
                                                                                                                                                            2. Bölüm için yazının devamı için tıklayınız